TULAY BAYBAĞDİLEK AĞACI

DİLEK AĞACI – 13

Şu anda renkli kağıtlara yazılıp renkli keselere dikilmiş yaklaşık bin adet “rengarenk” dileğe bakmaktasınız. Tamamı dünyanın dört bucağından toplanmış, başka başka kişiler tarafından yazılmış olan ve tuvale işlediğim bu dilekler gerçek dileklerdir. Bu dileklerin samimiliği bence bu işin en önemli özelliklerinden biri. Bu samimiliği dilekleri toplarken, insanların kağıt parçalarını bana uzattığında gözlerindeki umutta gördüğüm için söylüyorum. İşte bu samimiyet
aslında dilek ağaçlarının ne kadar da “gerçek” bir kavram olduğunu bir kez daha gösteriyor. Çünkü insanlar inanmak, umutlanmak ve hatta inandıkları güçle bir nevi bir pazarlığa girmek istiyorlar. Tıpkı “dileğim gerçekleşirse söz, iyi birisi olacağım” diyen bir çocuğun samimiliği gibi. Umudu kaybolmuş bir insan kendisini de kayıp hisseder. Bu yüzden umudunu, arzusunu hiç kaybolmaması için; gücünü topraktan alıp göğe uzanan bir ağacın dallarına kendinden bir şeyler feda ederek (çoğunlukla da elbisesinin bir parçasını bağlayarak) yazar. Bu ruhani ağaçların üstündeki dileklerinin evrenin belleğinde depolayacağını ve doğru zaman geldiğinde dileklerinin gerçekleşeceğini umarlar. Bu işimde tüm bu toplanan dileklerin içtenlikle dilenmiş olması görsele postmodern bir dilek
ağacı havası vermekte.
İnsanların en temiz dileklerini barındıran…
Umudu barındıran…
Pandora’nın kutusundan en son çıkacak ve en son kaybolacak
olan…

Tülay Baybağ

DİLEK AĞACI – PROJESİ

Eski insanların evren tasarımında üç temel düzey önemliydi. Yeraltı, yeryüzü ve gökyüzü. Bu üç düzeyi birbirine bağlayan kozmik direk Hayat Ağacı’dır. Ağaç, özellikle de Hayat Ağacı sembolizmi aşağı yukarı bütü n toplumlarda kendini gösterir. Pek çok kadim medeniyet tarafından kabul edilen Hayat Ağacı bugün de yaygın dinler olan İslamiyet, Hristyanlık ve Yahudilik’in kutsal kitaplarında yer alır.

İnsanoğlu başa çıkamadığı doğa olaylarını, sorunlarını büyülü güçleri olduğuna inandıkları nesneler aracılığı ile çözmeye çalışmışlar; böylece doğaya hakim olacaklarını düşünmüşlerdir. Bilim vesanatın yolu da büyü ile burada kesişir.

An ad olunun pek çokyöresinde de bazı ağaçların kutsal olduğuna inanılır. Ağaçlara çaput bağlama geleneğinin kökenleri Kuzey ve Orta Asya’daki eski Şamanist inanışlara dayanır. İnsanlar inanmak istiyorlar, umutlanmak istiyorlar.

Dilek ağacı geneldegörünebilir bir tepede tek başına duran bir ağaçtır. Kısa boylu bir ağaçtır ki gelenler dileklerini rahatça bağlayabilsin. Bütün bu coğrafyaya yayılmış ve görsellikle ri arasında neredeyse hiç fark bulunmayan dilek ağaçları beni ilk gençliğimden beri derinden etkilemiştir. Dinden bağımsız olarak, tamamiyle içten gelen, arzuların doğa yoluyla inanılan güce ulaştırılması fikri bana hep ilgi çekici gelmiştir. Dilek ağaçlarının renkliliği, görsel şenliği, umut ve iyilik yüklü oluşları, tılsımı, ortaklaşa bir inançla oluşturulmuş olması ve daha pek çok özelliği beni de büyüledi. Bu ağaçlar artık birer ağaç değil, her biri kollektif bir biçimde oluşturulmuş birer kültürsimgesidir.

Doğayla iletişimi büyü ve tılsım yolu ile ku rmak; büyünün bilim ve sanatın başlangıcı olması en önemli motivasyonlarımdan birisi oldu.

Beni üzerinde doğup geliştiğim kültür belirledi. Türkiye’de doğmuş ve büyümüş bir insan olarak en iyi şekilde yansıtabileceğim, yine bu toprağın kültürüdür. Çalışmalarımı oluştururken farklı malzemeleri bir araya getirmeye çalıştım. Ancak kendimi ifade etme dili olarak resmi seçtiğim için, çalışmalarımı geleneksel resim malzemesi olan tuvalden kopmadan oluşturdum. Dilek ağaçlarına bağlanan çaputların kumaş oluşu, benim sanat malzemem olan tuval ile benzerlik taşımasının yanı sıra, aynı zamanda renklilikleri ile de tuvalin üstüne sürülen rengarenk boyalara bir gönderme yapmakta.